İngiltere'nin en güçlü birasını yaptığı için eleştirilen bir İskoç bira markası, en hafif birayı da piyasaya sürerek eleştirilere karşılık vermeye çalıştı.

Brewdog. 2007 yılında çok enteresan bir hikaye ile kurulan bira iskoç bira üreticisi...

Brewdog. 2007 yılında çok enteresan bir hikaye ile kurulan bira iskoç bira üreticisi...

İngiltere'nin en güçlü birasını yaptığı için eleştirilen bir İskoç bira markası, en hafif birayı da piyasaya sürerek eleştirilere karşılık vermeye çalıştı.

Biraya verdikleri isim de eleştiriler hususunda ne denli sıkıntılı olduklarını gösterir gibiydi. ' Dadı Durumu ' adı verilen bira için şirket, yüzde 1.1 alkol oranıyla artık hiçbir sorunun kalmadığını ifade etti.

Daha önce yüzde 18.2 alkol oranıyla Tokyo'da piyasaya sürülen bira için, sağlık uzmanları içkinin pek çok sorun yaratabileceğini söylemişti.

 Ancak BrewDog, birayı piyasaya süren şirket, sert bir biranın zengin olduğundan dolayı daha az tüketileceğini iddia etti.



Şişesi 500 sterlin'den bira!

Şişesi 500 sterlin'den bira! eksisozluk.com

Ürettikleri biralari ölu hayvanlarin icinde sunan (sisesi 500 sterlin'den!) İskoç bira markasi. Pazarlama taktiklerinin arkasinda duruyorlarmis, ilk urettikleri 12 sise de hemen satilmiş

'Dead pony club' isimli biraları efes'e, tuborg'a ders olarak okutulacak kalitede bir biradır. o nasıl tat o nasıl koku lan öyle. efsane efsane!

Beer for Punks: Brewdog Dead Pony Club

Beer for Punks: Brewdog Dead Pony Club http://beerasmus.tumblr.com/post/96080897199/beer-for-punks-brewdog-dead-pony-club

Brewdog. 2007 yılında çok enteresan bir hikaye ile kurulan bira iskoç bira üreticisi. Hikayelerine göz atmanızı (Modern Meddah: Londra) öneririm. Kesinlikle craft beer olayına yeni soluk getiren bir üretici oldukları kesin. Zira biralara koydukları isimler bile yeterli.  

Gelelim bugünkü konuğumuza. Hakkında daha önce çok şey duyduğum ama “ulen %3.8 alkollü nasıl bir biradır ki bu” diye önyargılı olduğum bir biraydı dead pony club. Sonraki gün sınavım olmasını fırsat bilerek ne yapsam da ders çalışmasam dediğim bir gün aklıma düştü bunu içmek. Fotoğrafları çekmeye başladım öncelikle. Tabi ki sıra o en güzel ana geldi, kapağı açma. Aman allah'ım o nasıl bir kokudur öyle. Hayatımda içtiğim en iyi biralar sıralamasına kafadan bir giriş yaptı bu koku ile. Çiçek bahçesine girmiş gibi hissettim, bir an romantikleştim. Narenciye, portakal arası ama kesinlikle tropikal ve tatlı bir kokusu var. İlk tepkim “sen aşırı derecede sevimli bişeysin” oldu resmen. Hoegaarden için bahsettiğim üst solunum yollarım bayram etti etkisini bir kez daha fazlasıyla hissettim diyebilirim.

Yine Hoegaarden'de olduğu gibi weizen ve helles içmekten sıkılan damağım için “ankaradan abim geldi evde bir bayram havası” oldu dead pony club ile. O tatlı kokusuna zıt olan hafif acımsı tadı mükemmel bir uyum yaratmış. Sebebi ise şerbetçiotu. Isındıkça biraz daha acılaşıyor. Dolayısı ile her yudum sonrası biraz daha keskin bir tat. Yine de kolay içimli, yormayan bir bira. Benzer aromatik tadı Samuel Adams'ta aldım diyebilirim. Dead pony kadar keskin değil ama benzerdi.

Gazlılığı çok fazla değil. Maalesef köpüğü az ve çok kalıcı değil bile. Bir süre görünüp kayboluyor denebilir. Rengi kesinlikle göz alıcı bir turuncu. Başlarda koyu ama azaldıkça biraz daha açılıyor.

Made with kısmında 4 şey var. Arpa, şerbetçiotu, maya ve su. Ama içerik göründüğü kadar basit değil, çok daha karışık. Zaten alkol oranı için olan açıklama bunu destekler gibi; “3.8% but hoppy as hell." 

Bu açıklama tat hakkında da fikir veriyor biraz da olsa.

Aromatik biraları seven biri  olduğum için genel olarak hayran kaldığım bir bira diyebilirim. Umarım bir gün Türkiye’de de içebiliriz.



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları